ZOR SORULARDA PES ETME !

,

ZOR SORULARDA PES ETME !!!

localveri Kişisel Gelişim

Görüşmeler sırasında bir çok soru ile karşı karşıya kalırsınız. Bunların bazılarına kendinize güven duyarak cevap vermelisiniz.  İşte size stres yaratabilecek 10 soru ve verilebilecek muhtelif cevaplar.

  1. Bize biraz kendinizden sözedin.
    Bu çok basit sıradan görünen soru, eğer siz hazırlıklı değilseniz, daha görüşmenin başlangıcında ne diyeceğinizi bilmeden, ne kadar konuşacağınızı bilmeden, görüşmeye geçiyorsunuz demektir.

Bir çok görüşmeci bu soruyu sadece sizle ilgili bilgi almak için değil, aynı zamanda sizin iletişim yeteneğinizi görmek için de sorarlar. Onlara çocukluğunuzdan, okul hayatınızdan, hobilerinizden, sevdiğiniz ve sevmediğiniz konulardan söz eden bir küçük konferans vermeyiniz. Bunun yerine, ilgilendiğiniz bu pozisyonla ilgili profesyonel iş tecrübelerinizinden söz ederek, özgeçmişinizi destekleyen yanlardan bahsedebilirsiniz.

Kendinizle ilgili bahsettiğiniz her şey, vermeye çalıştığınız mesajla ilgili olmalıdır. Sanki, “bu pozisyonla ilgili bende bulunan özellikler, beni doğru kişi yapmaktadır” gibi.

Bir uyarı: Bu soru size kendinizi satmanız için büyük olanaktır.

  1. Neden önceki şirketten ayrıldınız veya şimdiki işinizinden neden ayrılıyorsunuz?
    Uzun cevap vermeniz veya savunmaya geçmeniz gerekmez, hele amiriniz veya çalışanlarınızla ilgili bir problemle ilgili ayrıldıysanız… Kariyer uzmanları, önceki işinizle ilgili, sizin problemlerinizi veya iş arkadaşlarınızla ilgili sıkıntılarınızdan uzun uzun söz etmenizin akıllıca olmadığına hemfikirler. Çalışılması zor bir kişi imajı vermeniz çok olasıdır.

Şunu unutmayınız ki, işi nasıl terk ettiğinizi öğrenmek çok zor değildir. Eğer gerçekten farklı bir cevap verdiyseniz, daha sonraki açıklamalarınızın şüphe ile karşılanacağından emin olabilirsiniz.

Belki de en iyi cevap, sizin daha büyük sorumluluklar, olanaklar ve başarılar aradığınız olabilir. “Daha çok para”yı nedenler arasında göstermeyiniz. İş değiştirmenin sonucunda gelir artışı beklentisi açıktır.

  1. Güçlü yönleriniz nedir?
    Bu soru sizin güçlü yönlerinizi ve becerilerinizi anlatmanız amacı ile sorulmuştur. Görüştüğünüz iş ile ilgili güçlü yönlerinizden söz edeceğiniz aşikardır. İş deneyimlerinizi özetle belirtip, başarılarınızı ve becerilerinizi anlatmalısınız.

İşverenler şu dört konuya büyük önem verirler: Kişisel motivasyon, İnsiyatif kullanabilme, Takım çalışmasına uygunluk ve uzun saatler çalışabilme istekliliği.
Diğer önemli özellikler ise; sadakat, güveninirlik, kendine güven ve dürüstlüktür.

Görüşmeciler de diğer insanlar gibi hatırlanacak örnekleri daha iyi hatırlarlar. Akılda kalacak örneklerle anlatmanız sizin için daha olumludur.

  1. Zayıf noktalarınız nelerdir?
    Bu soru potansiyel olarak görüşmecinin aleyhine olacak bir sorudur. Bilmelisiniz ki, sizin mükemmel olmanız veya gerçek zayıf noktalarınızı anlatmanız beklenmemektedir.

Önemli zayıf noktalarınızdan sözedip, açık yürekliliğiniz nedeni ile hayranlık uyandırırken, işi alma noktasında şansınızı azaltabilirsiniz. Ya da ‘önemli zayıf noktam yok’ diyebilirsiniz ancak bu da farklı yorumlanacaktır.

Bir çok kariyer uzmanı, bu sorunun etrafında dolaşarak kişisel zayıflıktan söz etmenin güçlü bir yön olduğunu belirtmektedir. Amaç sizin zayıf yönlerinizi tartışmak değil, onların sizin iyi bir aday olarak algılanacağı şekle döndürmektir.

Varsayalım ki, siz detaycı kişiliğe sahip, işkolik, ailesinden ve arkadaşlarından daha çok önemli projelere zaman ayıran bir kişisiniz. Bu zayıflığı, sizin mükemmeliyetci özelliğe sahip , detaycılığınızla, proje bitinceye kadar, gerekirse fazla mesai yaparak çalışabileceğiniz şekline dönüştürebilirsiniz. Böylece olumsuz yönünüzü bir çok işverenin dayanamayacağı, olumlu şekle dönüştürdünüz demektir.

  1. Aklınızdan nasıl bir ücret geçiyor?

Bu soru görüşmelerde genellikle sorulur. Amaç, talep edilecek ücretin, firmanın ödeyebileceği bir ücret olup olmadığını öğrenmektir. Eğer mümkünse bu soruyu sizin ciddi aday görülebileceğiniz, görüşme sonuna erteleyiniz. Buna çok erken cevap vererek, belki yüksek belki düşük ücret isteyerek, şansınızı kaybedebilirsiniz.

Eğer hala bir rakam söylemeniz bekleniyorsa, bu işin ücret dilimini sorunuz. Tatminkar cevap alamazsanız, sizin gereksiniminizi karşılayacak ve sektördeki seviyeye uygun bir rakam veriniz. Bunu beklediğinizden bir parça yukarıda vermeniz akılcı olacaktır. Nasılsa, nihai teklif biraz düşüğü olacaktır. Siz de sizi çekenin işin kendisi olduğunu, ücreti olmadığını belirtirsiniz.

Eğer, mevcut veya son aldığınız ücret soruluyorsa, dürüst olunuz, kontrol imkanı vardır…

  1. Mevcut işinizde en çok sevdiğiniz ve sevmediğiniz durumlar?

Bu sorunun amacı, size uyan iş yeri kültürü hakkında ipucu toplamaktır. İşle ilgili alanlara yoğunlaşarak cevap veriniz. Genel cevaplardan kaçınınız.

İşin en az sevildiği yönleri konuşulurken, görüştüğünüz işle ilgisi olmayan bir sorumluluk alanından bahsetmeye dikkat edin. Fakat, sizin görevi iyi yaptığınız veya faydalı bir şey öğrendiğinizi belirttiğinden emin olun.

  1. Başka işler için de başvurdunuz mu?

Bu soruya cevabın ‘hayır’ olmasını kimse sizden beklemez. Eğer hayır derseniz, çalışma şartlarından habersiz veya samimi olmadığınız yönünde bir izlenim yaratırsınız. Bunun yerine yetenek ve potansiyelinizi ortaya çıkarabilecek araştırma içinde olduğunuzu belirtebilirsiniz.

Teklifleri değerlendirdiğinizi söylemeyin. İşle ilgilenmeyen bir görüntü çizersiniz. İşverenler, kendi şirketlerinde çalışmayı arzu edenlerle çalışmak isterler. Sanırım bu işle ilgileniyorum gibi bir cevap, sizin isteğinizin fazla olmadığı gibi bir izlenim verecektir. Ancak çok fazla istekli görünmekte, yapmacık bir hava yaratabilir.

  1. İşi size niye verelim?

    Bu sorunun cevabında, sizin kendinizi satmanız gerekir. Gerçi, bu sorunun neden sorulduğu bir çok görüşmeci tarafından tam anlaşılmaz ya da yanlış cevaplanır.
    “Bu işten kazanacağımız var” gibi şeyler söylemek hatadır. Onun yerine daha klasik olan “ Önemli olan benim işten ne kazanacağım değil, benim işe ne vereceğimdir” türünde bir şey olmalıdır.

Görüşmeciler sizin işe, ne kadar hazır olup olmadığınızı, başarı ile kontrolunuz altında tutup tutamayacağınızı, çok çalışma isteğinizi ve işe uygunluğunuzu anlamak isteyeceklerdir.

Tecrübenizle, kariyer gelişiminizle, kalitenizle ve başarılarınızla bu işe hazır olduğunuzu gösteriniz.  Belirgin özelliklerinizi ve başarılarınızı vurgulayınız. Alacağınız görevin zorluklarının üstesinden geleceğinizi, bu işe uygun olduğunuzu, güvenilir, dürüst kişi olduğunuzu gösteriniz.


  1. Beş yıl sonra nerede olmayı umuyorsunuz?

Verilecek en kötü cevap, bu şirketin genel müdürü veya sizin yerinizde demektir. Bu cevap, ya baştan savma ya da tehdit olarak algılanır.  Bunun yerine,  bu işte sizi ne motive edecek, ondan söz edebilirsiniz.

Patronun pozisyonunu istemektense, kariyerinizde 5 yıl sonra nerede olmak istersiniz, onu belirtin. Onun gerçekleşmesini umduğunuzu belirtirsiniz.

İşverenler geleceği düşünüp, gerçekci hedef koyanları tercih ederler. Emin olamadığınızı, şartların göstereceğini söylerseniz, iyi izlenim vermezsiniz. İşverenler, ne istediğini bilen ve hedeflerinin şirketle uyumlu olduğu bilinen kişilerle çalışmayı ister.

  1. Başka sorunuz var mı ? Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Başka sorum yok demeyin. Muhtemel görüşmeci işle ilgili her kritik konuyu anlatmamıştır.

Eğer görüşmecinin herhangi bir şüphesi olduğunu düşünürseniz, adaylığınızın olumlu yönlerinden sözediniz.

Herhangi bir sorum yok diyeceğinize, görüşmeci sizin işle ilgilenmediğinizi düşünebilir. Bunun yerine şirketle ilgili soracağınız zekice sorular sizin lehinize not olacaktır.  Bu da sizin ev ödevinizi iyi yaptığınızı, şirketle ilgili makale ve haberleri takip ettiğinizi gösterir.

Bu olumlu yaklaşım sizin hakkınızda olumlu izlenim yaratır, soğukkanlığınız, işle ilgili kriz dönemlerini kolayca yöneteceğinizi gösterir.

 

SERMAYEDEN DAHA ÖNEMLİ

, ,

SERMAYEDEN DAHA ÖNEMLİ

localveri İş YönetimiKişisel Gelişim

İster tam, ister yarı zamanlı olsun, herhangi bir iş kurarken çok miktarda sermayeye (paraya) sahip olmanın ne kadar önemli olduğunu biliriz. Ama bahse girerim, hepimiz sıfır sermayeyle yola çıkıp servet sahibi olan insanlar olduğunu da bilir ya da en azından duyarız. Nasıl olur, diye sorabilirsiniz.

Girişiminizi başarılı kılacak, sermayeden daha değerli unsurlar olduğuna inanıyorum. İşte size bir liste…

1) Zaman
Zaman, sermayeden daha değerlidir. Çöpe atılmamak ve boşa harcanmamak üzere bir kenara ayırdığınız zaman. Kâr edebilmek umuduyla kurulacak ve pazara değer katacak bir işletmeye yatırılmak üzere ayırdığınız zaman. Artık, zaman denen bir sermayeye sahibiz.

Zaman ne kadar değerli? Uygun bir biçimde yatırılan zaman servet değerindedir. Boşa harcanan zaman yıkım olabilir. Yatırılan zaman mucizeler yaratabilir; öyleyse zamanınızı yatırın.

2) Çaresizlik
Yeni kuracağı işte en büyük ilk yatırımı çaresizlik olan bir arkadaşım vardı. “Çocuklarım aç; bu işi başarmalıyım. Aksi takdirde ne yaparım?” diyordu. Böylece, inandığı bir ürünü satmak üzere kurduğu işe 1 dolar yatırdı. 1 dolarla birkaç el ilanı edinip perakende satış yapacak, kazandığı parayla da ürünü toptan alıp müşteriye teslim edebilecekti.

Bir başka arkadaşım, liseyi bitirir bitirmez Chicago’ya gitti. İlk işi, gece bekçiliğiydi. Biri ona neden gece bekçiliğine razı olduğunu sorduğunda, yetersiz beslenme, diye yanıt verdi. Aç olduğunuzda, bulabildiğiniz her tür işte çalışırsınız. Çalışmak için bir yere gidersiniz; gece bekçiliği gibi; neresi olduğu fark etmez. Yıllar sonra arkadaşım, Horatio Alger ödülünü aldı. Zengin ve güçlüydü; yaşam şekliyle örnek gösterebileceğim bir insandı. Ama ilk işi gece bekçiliği idi. Çaresizlik, güçlü bir dürtü olabilir. Yapmalıyım, dediğinizde.

3) Kararlılık
Kararlılık, yapacağım, der. Arkadaşım, önce “Müşteri bulmalıyım,” dedi. Çaresizlik. Sonra, “İlk gün bitmeden birini bulacağım,” dedi. Hiç şüphesiz, birini buldu. “Bir kez işe yaradıysa, bir daha işe yarar,” dedi. Fakat sonra, bir sonraki kişi “Hayır,” dedi. Şimdi neye yatırım yapmalısınız?

4) Cesaret
Cesaret, sermayeden daha değerlidir. Yalnızca 1 dolarınız ve çok cesaretiniz varsa, önünüzde harika bir geleceğin olduğunu söyleyebilirim. Koşullara rağmen cesaret. İnsanlar, ne olursa olsun, en inanılmaz işlere imza atabilirler. Hiç böyle öyküler duymadık mı? İç savaşların cehenneme çevirdiği ülkelerde her şeyini kaybettikten sonra yeniden yaşama dönmeyi başaranların inanılmaz hikayeleri. Onlar insan. İnsanları küçümseyemezsiniz. Bir şey yüzünden değil, her şeye rağmen cesaret. 3-4 satışla işleri yoluna koyduktan sonra sırada şunlar var.

5) Hırs
“Harika! 3 adet satabiliyorsam, 33 adet de satabilirim. 33 adet satabiliyorsam, 103 adet de satabilirim.” Müthiş. Geleceğe yönelik hayallerinizle şaşkına dönersiniz.

6) İnanç
Artık, iyi bir ürününüz olduğuna inanmaya başlarsınız. Bu, muhtemelen iyi bir şirket. Ve kendinize inanmaya başlarsınız. Arkadaşım, iki çocuklu, işsiz ve bekar bir anne. “Bunu mutlaka başaracağım!” diyor. Kendine olan güveni artıyor. Bunlar, eşi benzeri olmayan yatırımlar. Para, buna dokunamaz. Ya 1 milyon dolarınız olmasına rağmen hiçbir inancınız olmasaydı ne olacaktı? Fakir olurdunuz. Zengin olamazdınız. Şimdi, sırada arkadaşımın neden bugün bir milyoner olduğunu açıklayan neden var.

7) Yaratıcılık
Beyninizi çalıştırmak. Muhtemelen bugüne kadar, beyin gücünüzün yaklaşık 10’da 1’ini çalıştırıyordunuz. Peki, kalan 10’da 9’luk bölümü de kullansaydınız ne olurdu? Neler olabileceğine inanamazsınız. İnsanlar, yapılacak en ilginç işlerle karşımıza çıkarlar. Yaratıcılık. Yaratıcılığın değeri nedir? Bir servet. Paradan daha değerlidir. Tek ihtiyacınız olan, 1 dolar ve çok fazla yaratıcılık. İşin yürümesini sağlayacak bir yol bulmak.

8) Kalp ve Ruh
Kalbin ve ruhun yerini ne tutabilir? Para değil. Para, kalbi ve ruhu satın alamaz. Kalp ve ruh, 1 milyon dolardan daha değerlidir. Kalp ve ruh olmaksızın 1 milyon dolar; bu yaşamak değildir. Hiçbir etkiniz yoktur. Ama kalp ve ruh, insanları harekete geçiren, görünmez bir büyü gibidir; insanları satın almaya, karar vermeye, eylemde bulunmaya ve tepki göstermeye iter.

9) Kişilik
Tek yapmanız gereken, kişiliğinize çekidüzen vermek ve onu güçlendirmek. Sağlam bir kişiliğiniz var. Onu yalnızca, her gün etkili olabileceği bir seviyeye getirmelisiniz. İster çocuk, ister işadamı, ister zengin, isterse yoksul olsun, kiminle konuşursanız konuşun, kişiliğiniz etkisini göstermelidir. Her yerde evindeymiş gibi davranabilen eşsiz bir kişilik. Akıl hocam şöyle derdi: “İster derme çatma bir kulübede bira içiyor; ister bir arkadaşınla boks maçı seyrediyor; isterse senatörün malikanesinde konuk ediliyor ol, her zaman rahat davranmayı öğrenmelisin.” Zengin ya da yoksul olmaları fark etmeksizin, herkesle kolay iletişim kurabilmelisiniz. Kimin zengin, kimin yoksul olduğu sizin için önemli değildir. Kim olursa olsun, biriyle benzersiz bir ilişki kurma fırsatı yakalamışsınızdır. Rahat bir kişiliğiniz olmalı. Her koşulda özünü koruyan bir kişilik.

10) Karizma ve İncelikli Düşünce
Bir miktar tevazuyla birlikte karizma. Bir şey söyleme ve insanların sizi hâlâ sevmelerini sağlama yeteneği. Mükemmel!

Listenin tamamı, paradan daha değerlidir. 1 dolar ve size az önce ilettiğim liste ile, dünyayı avcunuza alabilirsiniz. Hangi bölümünü ya da yaşamınızda hangi gelişmenin olmasını isterseniz, o sizindir. Size işin sırrını verdim. Sermaye. Paradan daha değerli olan ve hem geleceğinizi, hem de servetinizi garantiye alabilecek sermaye. Unutmayın; kaynaklarınız yok değil.

 

BAŞARISIZ OLMAYI ÖĞRENMEK

,

BAŞARISIZ OLMAYI ÖĞRENMEK

localveri Faydalı Bilgiler

Ürünler arızalanır. Bu bir gerçek; özellikle de teknolojiye dayanan ürünler söz konusu olduğunda daha da doğru. Çözüm? Sorunsuz ürünler yapmak, asil bir fikir; ama çok gerçekdışı (belki de gereksiz). Daha iyi bir çözüm, müşterilerinizin, ürününüz bozulsa da mutlu ve tatmin olabilmek için bu tür aksaklıklarla nasıl başa çıktıklarını anlamaktır.

Çok yakın bir tarihte, kızkardeşimin evindeydim; eniştem, yeni bir yazıcı kuruyordu. Yazıcıyı hazırladı ve fiyakalı bir hareketle, bir sonraki gün müşteriye yollamayı planladığı mektubu basmak üzere tıkladı.

Yazıcı, kadirşinas bir tavırla mırıldandı ve ansızın tüm kağıtları dışarı atarak bir yığın anlamsız çöp oluşturdu. Eniştem, kağıtlardan birini yerden aldı, zor zar duyulan bir “Mmmm” sesi çıkardı ve neşesini bozmadan çeşitli kontrol panellerine tıklamaya devam etti.

İnanamıyordum. Yazıcının çalışmamasına değil elbette; bu hiç sürpriz olmamıştı. Esas, eniştemin sakin kalmasına inanamıyordum. Ben olsam küplere biner, belki de yazıcıya bir iki yumruk atardım.

Daha sonra, kızkardeşim odaya girdi; “mektuba” baktı ve “Neden teknik destek ekibini çağırmıyorsun?” dedi. Enişteme baktım; birbirimize soran gözlerle baktık; ikimiz de bunu düşünememiştik! Burada önemli olan, ürünler çalışmadığında insanların farklı tepkiler göstermeleridir. Benim gibi biriyseniz, başkaları tarafından ağır bir dille suçlanırsınız; çünkü, ürün arızasına, başkalarının “yararsız” olarak gördükleri bir tepki vermişsinizdir. Ya da belki ağır dille suçlayanlardan birisinizdir.

Bu durumun pazarlamayla ilgisi nedir? Bildiğiniz gibi müşteriler, ürün tercihlerine bağlı olarak farklı hedef alanlarına göre sınıflandırılabilirler. Ayrıca, ürün sorunlarıyla nasıl başa çıktıklarına göre de sınıflandırılabilirler.

Sonuçlar, pazarlamacılar açısından kayda değerdir. Yeni bir e-cihaz üreticisi olarak bazı müşterilerinizin sorunlara bağırıp çağırarak ve şikayet ederek tepki verdiklerini; bazılarınınsa hiç gecikmeden teknik ekibinizi çağırdıklarını biliyorsanız, her birine uygun pazarlama iletişimi çözümü geliştirebilirsiniz.

Daha da güzeli, pazarlama stratejinizi, bu insanların her birine ürün arızası henüz oluşmadan yardımcı olacak şekilde tasarlayabilirsiniz. Aslında, onları sorunlarla daha etkin bir biçimde başa çıkmaya yönlendirerek ve tam da tercih ettikleri servis tipini (ya da hatta onun yokluğunu!) sunarak, sorunlar karşısında müşteri memnuniyetini artırabilirsiniz.

Elbette, bunu yapmadan önce, insanların sorunlarla başa çıkmak için kullandıkları farklı yolları anlamanız gerekiyor. Bu alanda yapılan bir araştırma, insanların ürün arızasından kaynaklanan strese dört temel (Bu sayı, elbette, detaylandırılarak en az 12 yönteme ayrılabilir. Ama burada sizi bu kadar detayla boğmayacağım) biçimde tepki verdiklerini gösteriyor:

Davranışsal/Hedef Odaklı: Sorunu çözmek için harekete geçen kişiler
Davranışsal/Kaçınan: Sorundan kaçınmak için harekete geçen kişiler
Duygusal/Hedef Odaklı: Sorunu çözmek için duygularını kullanan kişiler
Duygusal/Kaçınan: Sorundan kaçınmak için duygularını kullanan kişiler

Bu dört temel tepki biçiminden hangisinin önde ve merkezde olacağını belirleyen unsur ise yalnız kişi değil, aynı zamanda içinde bulunulan durumdur. Kısacası, bu durum, kişinin kendi yetenekleri konusunda ne hissettiğine, şu anda ne olduğu ve ne olacağı hakkında edindiği bilgiye dayanır.

Öyleyse, pazarlamacılar ne yapabilir? Harekete geçilecek dört ana alan vardır:

  1. Mükemmel olmadığınızı kabul edin. 
    Şirketler, ürünlerinin güvenilirliği hakkında müşterilerini ikna etmek için epey zaman ve para harcarlar. Ürünlerin uzun ömürlü ve kolay kullanımlı olduklarını iddia ederler. Geniş kapsamlı garantiler verirler. Reklam yaparlar; ürünlerin kusursuz çalıştığı ve süreç içinde herkesin mutlu olduğu ürün sergileri kurarlar.

Harika bir pazarlama, değil mi? Aslında, pek değil.

Ürünler her zaman çok iyi çalışır konumda gösterilirse, müşteriler mükemmeliyet ya da ona yakın bir durum beklentisi içine girerler. Bu, gerçekten mükemmele yakın çalışan bazı ürünler için oluşmasını istediğiniz beklentinin ta kendisi olabilir. Ama, aynı tespiti teknoloji ürünleri ve daha pek çok ürün için de söylemek pek mümkün değil. Teknoloji ürünleri gibi yapısı itibariyle karmaşık olan ürünler, zaman zaman sorun çıkarabilir ya da bunları kullanan kişiler, kullanım hatası yapabilirler. Bir pazarlamacı, bu potansiyel sorunlar konusunda dürüst davranırsa, tüketiciler daha gerçekçi beklentiler içine girecekler ve daha az hayal kırıklığı yaşanacaktır.

  1. Müşterilerin kendi kendine etkin olmalarını sağlayın.
    Müşterilerinize bir sorun ortaya çıktığında bununla başa çıkabileceklerini hissettirecek biçimde pazarlama yapın. Hayır, kullanıcılara, “cihazın açık” ya da “fişin takılı olduğundan emin olun” tavsiyesinde bulunan “sorun giderme” bölümleriyle değil. Daha iyi bir yaklaşım, ürünün gizemini ortadan kaldıracak çeşitli araçlardan faydalanmak, müşterilere sorunları kendi başlarına araştırmalarını sağlayacak basit yöntemler sunmak ve sorun çözme yetenekleri konusunda müşterileri güçlü bir biçimde desteklemektir.
  2. Tepkinin türüne göre hizmet sunun. 
    Yukarıdaki önerileri uyguluyor olsanız da insanlar halen aynı soruna farklı tepkiler vereceklerdir. Bazıları harekete geçecek, bazıları duygularını açığa vuracak, bazıları halletmeye çalışacak, bazıları da kaçacaktır. Bununla nasıl başa çıkarsınız? Her tip için uygun servis mesajları sağlarsınız. Duygularını dışa vurarak (şikayet ederek, vb.) başa çıkan insanları kendi hallerine bırakın; bu, kendilerini daha iyi (“tatmin olmuş” diye okuyun) hissetmelerini sağlar. Bu insanlarla tartışmayın. Savunmaya geçmeyin. Tepki şekillerini destekleyin; onları duyduğunuzu ve anladığınızı söyleyin.

Harekete geçmek ve sorunu çözmek isteyen insanlara, ihtiyaç duydukları kaynakları (rehberlik, parçalar, güven verme, vb.) sağlayın. Ve kaçmak isteyenler adına işlerle ilgilenmek için elinizden geleni yapın; çünkü içinde bulunulan durumda olan bitenle kendi başlarına ilgilenecek halde değillerdir.

  1. Araştırma yapın. 
    Müşterilerin ürün arızalarına nasıl ve neden tepki verdiklerini daha iyi anlamanızı sağlayacak araştırmalar yapın.

 

Hafta Sonunuz 48 değil 60 Saat, İyi Değerlendirin!

,

haftasonu
Hafta sonlarınız fazlasıyla hızlı mı gelip geçiyor?
Hafta sonu boyunca sadece 48 değil 🙂 60 saatiniz var!
İşte bu saatleri en iyi şekilde değerlendirip, en fazlasını elde etmenin yolları verimlilik uzmanı Laura Vanderkam’ın 10 ipucunu kullanarak hatırlanası, rahatlatıcı ve verimli hafta sonları oluşturun.

Hafta sonunda zaman insana hep çok hızlı geçiyormuş gibi gelir ancak aslında hafta sonları bizim sandığımızdan daha uzun. Cuma akşamı saat 6’da biraz hava alma zamanımızdan Pazartesi sabah saat alarmı çalana kadar tam 60 saatimiz var. Bunlardan 24’ünü uyuyarak geçirsek bile bu 36 saati uyanık geçirdiğimiz anlamına geliyor.

Yani eğlenmek, rahatlamak ve daha da önemlisi pillerimizi şarj etmek için yeterince zamanımız var. Rekabetçi dünyamızda başarılı insanlar, iş günlerinde başarılı olmanın sırrının harika bir şekilde geçirmek olduğunu biliyorlar. Pazartesi gününe hazır olmak için hafta sonu bittiğinde bitkin ya da hayal kırıklığına uğramış değil yenilenmiş olmalısınız!

İşte günlerinizden en iyi şekilde faydalanabilmek için uygulayabileceğiniz 10 ipucu:

1.Plan yapın.

Hepimiz meşgul insanlarız. Hafta sonu geldiğinde “hiç bir şey” yapmak istemediğimizi düşünmeye başlamış oluruz. Ancak gerçek anlamda hiç bir şey yapmamak mümkün değildir. Bunun yerine bilinçsiz bir şekilde seçtiğimiz şeyleri yaparız ve Pazar günü geldiğinde zamanının nereye gittiğini merak ederiz.

Aynı açılmamış paketler içindeki yılbaşı hediyelerine bakan çocuklarının bileceği üzere, deneyimlerimizden aldığımız zevk bunlar hakkındaki beklentilerimize bağlıdır. Bu nedenle de hafta sonunuzu nasıl geçirmek istediğiniz hakkında bir plan yapın ve yine de eğlenmeyi beklemekten zevk almış olursunuz.

2.Her dakikanızı doldurmayın.

Sadece bir planınızın olması hafta sonlarınızın da 15 dakikalık artışlarla planlamanız gerektiği anlamına gelmiyor. Üç ile beş arasında yapacağınız “dayanak noktası”  aktivite mükemmel bir hafta geçirmeniz için yeterli olacaktır. Mesela koşuya çıkın, bölgenizdeki bir aşevinde gönüllü olarak çalışın ve arkadaşlarınızla yemeğe çıkın, böylece fazlasıyla şey yapmış olursunuz.

3.Ara sıra biraz uzaklaşın.

Hafta sonları araştırma yapmak için harika zamanlardır. Evinizden iki saatlik mesafede yapabileceğiniz bir aktivite listesi yapın. Bu belki kaldırım üzerinde bisikletle gezmektir. Belki de yakınlarda bir parkta kamp kurmaktır. Her ne olursa olsun, güzel şeylerin sadece tatillerde başınıza gelmeyeceğini unutmayın, bu nedenle de mutlu tesadüfleri hayatınıza davet edin.

4.Egzersiz yapmayı unutmayın.

Teksas’ta yapılan ünlü bir araştırmada insanların en çok egzersiz yaparken, sosyalleşirken ve ruhani aktivitelerle ilgilenirken mutlu olduğunu bulunmuş. Neden bu üç kategorinin hepsi ile ilgili dayanak noktası aktivitelerde yer almayalım ki?

 5.Mola sürelerinizi planlayın.

Çılgına dönmüş dünyamızda, evin içinde amaçsızca hareket etme, televizyonu açma, e-maillerimizi kontrol etme ve bunun dışında zamanımızı aslında bizi tam olarak rahatlatmayan şeylerle meşgul olma eğilimi gösteririz. Eğer Pazar akşam üstü biraz kestirmek istiyorsanız bunun ne zaman olacağını, mekana bağlı çözmeniz gereken sorunlar olup olmadığını belirleyin ve sonra da bunu gerçekleştirmek için uğraşın.

 6.Pazar akşamı hüznüne teslim olmayın.

İşinizi seviyor olsanız bile, Pazar akşamlarında bir sonraki sabah işe gideceğinizi düşündüğünüz için kendinizi yorgun ve bitkin hissetmeniz oldukça kolaydır. Bunu yaşamamanın bir yolunu mu arıyorsunuz? Pazar akşamı için eğlenceli bir şeyler planlayın. Pazar akşamı bir grup yemeğinin ya da bir masaj seansının olduğunu bilmek zihninizin yaklaşmakta olan eğlenceli aktiviteye odaklanmasını sağlayarak hafta sonunu uzatmış olur.

 7.Çevrenizdeki insanların programlarından mümkün olduğunca fazla faydalanın.

8 yaşındaki çocuğunuzu yüzme dersinden almak için beklerken e-maillerinizi kontrol etmek yerine bir roman okuyun. Eğer zaman gerektiren hobisi olan bir eşiniz varsa – örneğin 15 kilometrelik koşusundan döndüğünde ona içecek bir şey vermenizi gerektiren bir hobi – bu zamanı sizin için eğlenceli olan bir şeyle değerlendirdiğinizden emin olun (belki yakınlarda bir sinemaya gidebilirsiniz, değil mi?).

 8.Çok fazla ev işi yapmayın.

Ev işleri müsait zamanınızın tamamını kaplayabilirler. Eğer ev işlerini hafta içinde yaparsanız, hafta sonunda onlara daha az zaman ayırmış olursunuz. Hafta sonlarını mahallenizde yeni bir kafe aramakla geçirmek çamaşır makinesine zincirlenmiş gibi geçirmekten iyidir.

9. Haftanızı planlamak için biraz zaman ayırın.

Pazar akşamı ya da sakin geçirdiğiniz bir başka zaman, takviminize bakın ve bundan sonraki 168 saat içinde iş ve özel hayatınızda neler başarmak istediğiniz hakkında kendinize hedefler belirleyin. Bu yüksek değerli maddeleri programınıza yerleştirin. Pazartesi sabahı geldiğinde silahlı çatışmaya dalacaksınız. Bu şekilde, işe koyulmaya çalışmak yerine birliklerinizi çoktan hazırlamış olursunuz.

10.Her dakika çalışmayın.

Elbette ki başarılı insanlar hafta sonları da çalışırlar ancak aynı zamanda hafta sonlarının aslında mola verme zamanı olduğunu da bilirler. Cumartesi çalışmama inançlarına benzer bir şey uygulamaya çalışın: bu 24 saat içinde normal işlerinizle ilgili hiç bir şey yapmayın. Kendinizi Pazartesi’yi dört gözle bekleyecek kadar dinlenmiş bulabilirsiniz.

Siz hafta sonlarınızı nasıl geçiriyorsunuz? Aşağıdaki yorum kısmında bize anlatın.

 

 

Girişiminizin başarılı olması için gerekli olan 3 temel özellik

, , , , , , , , , , , , , ,

basali-girisim-6400

 

Girişimciliğin bir altın kuralı yok. Zaten öyle olsaydı bu kuralı uygulayan her iş fikri başarılı, her girişimci de otomatik olarak zengin olurdu. Fakat istatistikler gösteriyor ki, birinci yılının sonunda ayakta kalabilen girişimlerin oranı sadece yüzde 10 civarında. Yani her 10 yeni girişimden 9’u ilk 12 ayı tamamlayamadan kepenk kapatmak zorunda kalıyor. Sonraki her yılda ise bu sayı düşmeye devam ediyor ve 5. yılı kutlayabilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

Bununla beraber bu şanslı (veya başarılı) azınlığı inceleyerek girişimlerin nasıl daha başarılı olabileceğine dair fikir yürütmek mümkün olabilir. Bir girişimin başarısını belirleyen kuşkusuz sayısız etmen var ama girişimcinin sunduğu ürün veya hizmete dair 3 temel özelliğin başarıyı doğrudan etkilediğini söylemek mümkün.

1. Vazgeçilmezlik

Hayattaki bazı şeylerden vazgeçemeyiz. Yemek yemek, giyinmek, sosyalleşmek, varlığını sürdürmek insanların en temel ihtiyaçlarından sadece bazıları ve çoğu zaman öncelikle bunları sağlamak için çalışıyoruz.Girişiminizin ortaya koyduğu ürün ya da hizmet, bu gibi temel ihtiyaçlara cevap verebiliyor mu? Eğer öyleyse şanslısınız çünkü kriz gibi olağanüstü zamanlarda bile alıcı bulabilme ihtimaliniz yüksek demektir.

 

2. Sorun çözmePek çok yatırımcının bir girişimciye ilk sorduğu soru, ürün veya hizmetin tüketicilerin hangi sorununu çözdüğü, hangi probleme yanıt olduğu yönünde oluyor. Çünkü kullanıcılar bir önceki maddedeki en hayati ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, yaşamlarındaki sıkıntıları çözmeye odaklanmaya başlıyorlar.Daha kolay ulaşım, daha hızlı iletişim, daha pratik bir sosyalleşme bu duruma verilebilecek bazı örnekler. Zaten farklı ulaşım yöntemleri kullanıyoruz ama trafikte vakit kaybetmememizi sağlayacak bir çözümü tercih ederiz. Eskiden mektup ve telgraf ile iletişim kuruluyordu ama cep telefonları iletişim hızını artırdı. Ev gezmeleri bir dönemin en popüler sosyalleşme yöntemiyken bugün insanlarla Facebook üzerinden kolaylıkla iletişim kurabiliyoruz. Bunlardan herhangi birinin eksikliği bizim için ölümcül değil ama temel ihtiyaçlarını karşıya bilen herkes yaşam kalitesini artıracak bu gibi ürün veya hizmetlere yöneliyorlar.

Sorun çözme hedefe iyi odaklanan girişimlerde inovasyonun etkisi ve öneminin büyük olduğunun da altını çizmekte fayda var.

3. Keyif

İnsanların keyiflerine düşkün olduğu bir sır değil. En temel ihtiyaç maddelerinden biri su olsa da, kahvaltıda çay içmenin keyfi başka. Gün içinde bir iki fincan kahve, akşam dışarı çıktığınızda tercihe göre alkollü veya alkosüz içecekler sudan daha çok tüketiliyor. Bunların hiç biri aslında vazgeçilmez değil. Hatta hemen hiç biri bizim kayda değer bir sorunumuzu da çözmüyor. Daha temel özellikleri bizim için keyifli olmaları.
Daha da somut örneklere moda alanından verilebilir. Giyim temel bir ihtiyaç ama altın bir kolyeye sahip olmamak ölümcül bir durum değil. Ya da pek çok kişi için en temel işlevlere sahip bir cep telefonu iletişim ihtiyacını karşılayabilecekken, 4 çekirdekli işlemciye sahip ve 40 megapiksel kameralı bir telefon da rahatlıkla alıcı bulabiliyor.7 yıldızlı oteller, bilgisayar oyunları, filmler, limuzinler ve benzeri pek çok ürün ya da hizmet de bu alana giriyor.

Kime göre vazgeçilmez, kime göre lüks?

Tabi ki bu yukarıdaki örnekler en temel seviyedeki ve çoğunlukla bireysel örnekler. Kişisel tercih ve önceliklere göre çeşitlendirilebilmeleri mümkün. Biri için vazgeçilmez olan bir konu, diğeri için aynı derecede önemli olmayabilir. Bu yüzden hem bu, hem de diğer maddeleri hedef kitleniz açısından değerlendirmenizde fayda var.

 

Üçü bir aradaEn başta da söylediğimiz gibi bu 3 temel özelliğin bir arada bulunması pek mümkün, hatta şart da değil. Yine de girişiminizin sunduğu ürün ya da hizmet bunu başarabiliyorsa şirketinizin birinci yılını kutlamamanız için ortada bir neden yok.Diğer yandan yukarıdakilerden sadece tek bir alana dahil olması da girişimin rekabet şartlarını zorlaştırıyor. Temel giyim geniş kitleler için bir ihtiyaç ama zaten bu yüzden o alanda çözüm üreten çok sayıda firma var. 7 yıldızlı otel sayısı düşük ama bu kez de o otelin konaklama bedelini karşılayabilecek kişilerin sayısı da çok fazla değil. Yani tek bir alanda olan firmalar için de bu durum; ya çok rakip, ya da küçük pazar sorunları ile yüzleşmek anlamına geliyor.

Sonuç

Tüm bu bilgiler ışığında ilk yapmanız gereken girişiminizin yukarıdaki 3 temel alandan hangisine veya hangilerine dahil olduğunu ayırt etmek. Bu sayede hedef kitleniz için de anlamınızı daha kolay tespit edebilir ve pazarlamadan satışa farklı çalışmalarınızı bu eksende konumlandırabilirsiniz.
Diğer yandan hangi alanda olduğunuzu bilmek, ürün ya da hizmetinizi diğer alanın sunuğu avantajları da kazanacak şekilde geliştire bilip geliştiremeyeceğinize kafa yorma şansı da tanıyor. 3 alanda birden yer alma ihtimaliniz düşük olsa bile, vazgeçilmez bir ürünün aynı zamanda bir de konusuyla ilgili bir sorun giderme özelliğine sahip olmasını sağlamak girişimizin başarı şansını artırabilir.

 

 

 

webrazzi.com

 

“İyilik” Projesi: #KindVines

, , , , , , , , , , , , , ,
timthumb
Sosyal medyayı iyilik amaçlı kullanımın arttığı son dönemde, bir projede Eleven Inc. tarafından gerçekleştiriliyor. Mikro site üzerinde hazırlanan proje Vine videolarıyla süslenmiş. Videolar iyilik yapma anlarının çekilmesiyle oluşuyor.  #KindVines
Sosyal medyanın psikolojik etkileşim yarattığı günümüzde genel-geçer bilgi haline gelmişken, her an karşımıza çıkabilecek küçük dokunuşların bu kanalları kullanarak yayılması çok güzel bir fikir. Küçük bir mikro siteyle dünyaya güzel mesajlar yaymak o kadarda zor değil.
Uzun zamandır siz de bu tarz videoları mutlaka izlemişsinizdir; ikramiye çıkmış bir piyango biletinin evsiz birine hediye edilmesi; dostumuz hayvanların bebeklerle olan iletişimi, koruyuculuğu ya da çöp kutusuna sıkışan ayı ailesine korka korka tahta bir merdivenle yardım eden kadın gibi bir çok örnek mevcut.
#KindVines hastag’i ile sizde çektiğiniz ya da tanıdıklarınızın çektiği videoları etiketleyerek Vine’da paylaşmak. Proje mikro sitesi www.kindvines.org

10 Yıllık Karşılıklı Güven Üzerine; Ergül Teknik Plaket Taktimi..

, , , , , , , , , , , , , ,

Halil GÜLADA – Ergül Teknik from Localveri on Vimeo.

Halil GÜLADA, 1970’den günümüze Ergül Teknik Soğutma ve Mutfak Dekorasyon Sanayi olarak hizmet veren firmanın kurucusudur. Halil Bey ile 10 yıldır kurduğumuz iş bağlantılarımızda, dijital alanda çözüm ortaklığı yapmaktan mutluyuz. Uzun soluklu bu dijital çalışmalarımızda bize güvendiği ve çalışmalarımızın süreklilik arz etmesinden dolayı kendilerine çok teşekkür ederiz. Sanal tanıtım alanını iyi tanıyan Ergül Teknik firmasının, yakın zamanda da web sitesini günümüz tekno-dizayn uygulamalarıyla yenilemiştik. Günümüz medya trendlerine ve SEO çalışmalarına uygun micro web page çalışmalarını da tamamladık; böylelikle Ergül Teknik sogukhavadepolari.web.tr, sanayitipibuzdolaplari.com ve endustriyelmutfakekipmanlari.com olmak üzere üç mini siteye daha sahip oldu.

Yeni çalışmalarımız vesileyle Halil Bey’e çalışma hayatımızın daha uzun yıllar sürmesi temennisi ve teknolojik farkındalığından dolayı Localveri Teşekkür Plaketini sunmaktan onur duyduk.

Twitter’da dillerin tarihsel evrimi

, , , , , , , , , , , , , ,

Sosyal veri şirketi Gnip’in yaptığı tweet araştırması Twitter’daki hakim dilleri ortaya koyuyor. Araştırmaya göre %51’lik payıyla İngilizce en popüler dil olurken, Türkçe’nin toplumsal olayların da etkisiyle sosyal ağdaki payını hızla yükselttiği görülüyor.

Twitter’ın bir sosyal ağ olarak kullanıcıların hayatında nasıl bir yere sahip olduğunu geride bıraktığımız toplumsal olaylar açıkça gösterdi. Mikroblog sitesi, son birkaç yılda afet, direniş ve önemli organizasyonlar gibi toplumları yakından ilgilendiren durumlarda bir sosyal ağdan daha fazlası olarak hayatımızda yer aldı.

Araştırmalar gösteriyor ki Twitter kullanıcıların düşüncelerini ifade ettiği kadar aynı zamanda gelişmeleri takip ettiği birincil haber kaynaklarından biri haline geldi. Zira akıllı telefonlarla birlikte hayatın içinden bilgilere direkt olarak Twitter’dan öğrenmek mümkün.

Küresel bir meydan olarak nitelendirebileceğimiz sosyal ağın toplumlar üzerindeki etkisini geçtiğimiz dönemde bazıları Türkiye’de bazılarıysa dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşanan olaylarla şahit olsak da Gnip adlı sosyal veri şirketi, Twitter’ın bu gücünü açıkça ortaya koyan bir araştırmaya imza attı.

2006 yılından bu yana Twitter’da kullanıcıların seçtiği dilleri ölçümleyen şirket, oluşturduğu grafikle sosyal ağdaki hakim dilleri ortaya koyuyor. Aşağıda görebileceğiniz grafiğe göre 2013 itibarıyla Twitter’ın %51′i İngilizce tweet gönderiyor. Grafikte İngilizce tweet’lerin oranının 2006 yılından bu yana gerilediği görülüyor.

Teknoloji notları: ‘Gelişim’.

, , , , , , , , , , , , , ,

Her internet kullanıcısının oluşturduğu veriler dijital platformda depolanıyor. Lakin kullanılan verilerin %85’inden işletmeciler sorumlu. Genel bağlamda kullanılan verilerin oluşum faktörü işletmeciler, verileri kullanan ve yayan ise tüketiciler.

EMC Dijital Dünya Araştırması’nın sonuçlarına göre; 2013-2020 yılları arasında dijital dünyanın 4.4 trilyon gigabayttan 44 trilyon gigabayta çıkarak 10 kat büyümesi bekleniyor.

İşletmecilerin dijital mecrada var olmaları ve yönetebilmeleri artık daha önem taşıyor. Yoğun bilgi trafiğinde müşterilerin dikkatlerini çekmek artık zorunlu hale geliyor. Sürekli etkileşim halinde kalarak marka beğendirme ve hatırlatma işlemleri yapmayan işletmelerin, bu trafikte kaybolacağı ön görülüyor.

Bugün dijital dünyayı oluşturan veri miktarı dünya ile ay arasındaki mesafenin 2/3’üne uzanacak 1 raf dolusu iPad Air dolduracak miktarda (253.704 km). 2020senesinde bu miktar 6.6 adet raf dolusu iPad Air dolduracak miktara ulaşacak.

Teknoloji Notları: ‘Yenilik’.

Google reklam ve izleme araçları, gün geçtikçe işletmelerin yüzünü güldürmeye devam ediyor. Arama motorlarında marka adının üst sıralarda çıkmasını ya da müşteri takibi sağlasa da teknoloji gelişmeye devam ediyor, veri trafiği artıyor. Bu nedenle Analytics’in özellikle e-ticaret verilerini takip etmesi için yeni uygulama sunuma çıktı.

Şimdiye kadar ziyaretçi takibi etrafında özellikler sunan Google Analytics, e-ticaret siteleri için özel tanımlamalar ve müşteri takip özellikleri tanıtacak. Kullanıcıların alışveriş süreçleri hakkında daha detaylı bilgi sahibi olacağız. Şu anda etkinlikler kullanılarak yapılabilen sepete ekleme-çıkarma ya da ürün görüntülenmesi gibi birçok raporlama event eklenmesine gerek kalmadan otomatik olarak görüntülenebilecek. Google Analytics Summit etkinliğinde tanıtılan uygulamanın temelinde ‘büyük veri’ sistematiği yatıyor.

E-ticaret müşterilerinin sitedeki gezinme, satın alma ve ödeme hareketleri özel olarak raporlanacak. Böylece tüketici davranışları e-ticaret özelinde izlenecek ve satışları artırmanın yolu açılacak. Universal Analytics’e geçerek yeni uygulamaya başlayabilirsiniz.

Taşlar Yerinden Oynarken Dijital Pazarlamanın Kuralları

, , , , , , , , , , , , , ,

Dijital çağdayız… Doğrular ve yanlışlar değişiyor. Kurallar yeniden yazılıyor… Fatoş Karahasan pazarlama kurallarını anlatıyor.
Dijital pazarlama iletişimi önemli yükselişte; sağlıklı yönlendirme bir gereksinim olgusu… 2012 ilk yarısında tüm mecra yatırımları bir önceki yıla oranla yüzde 5,2 büyürken dijital yüzde 34,4 büyüdü. Sözün özü, internetin yükselişi önlenemeyecek… İnternet gelecektir, gelecek internettir. Bu değerli kitabın sektöre beklenen bağlamda yönlendirme sağlayacağını düşünüyorum…
Ahmet Pura – IAB Türkiye Başkanı

Mobil ve dijital çağ olarak tanımlayacağımız yeni dönem, her işin önüne bir “m-” gelmesiyle yeniden şekilleniyor. Mobilizasyon ve dijitalizasyon, pazarlama ve satış dünyasına yeni fırsatlar sunuyor. Bu yeni dönemde kalıcı olmak isteyen her marka ve her kurum, er ya da geç pazarlama dünyasının yeni normalleriyle tanışacak ve “m-pazarlama” sayesinde hizmetlerini derinleştirecektir. Bu kitabın tüm yöneticilere “mobil dijital devrim” yolculuklarında, faydalı bir kaynak olacağını umuyorum.
Serpil Timuray – Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkanı

Yeni teknolojiler katma değerli ürünler ve servislerde birleşerek, hayatımıza yeni bir boyut kazandıracak. Taşlar Yerinden Oynarken Dijital Pazarlamanın Kuralları kitabı, hayatımızın yeni boyutunu anlamlandırmada bizlere yardımcı oluyor.
Tahsin Yılmaz – Türk Telekom CEO’su